gangnam -güney kore style verimli ve dev sirketler olusturmak


Bundan birkaç yıl önce Samsung firmasının Avrupa satış direktörü ile tanışmıştım. Kendisine, Güney Kore’nin son yıllarda gerek ekonomik gerek ise teknoloji anlamında dikkat çekici bir büyüme içinde olduğunu ve bunu nasıl başardıklarını sormuştum.
Bana bu sürecin temel olarak üç adımı olduğunu söyledi.

1-Firmaları uzmanlık alanlarına göre ayır.
1-Devletin; firmaları uzmanlık alanlarına göre segmentlere ayırdığını ve her firmanın olabildiğince kendi segmentinde uzmanlaşmasını, büyümesini destekleğinden bahsetti. Bu duruma göre firmaların sermayesi olsa dahi uzmanlık alanları dışındaki segmentlere yatırım yapmaları bir bakıma engellenmiş, mevcut yatırımlarını içinde bulundukları segmente kaydırmaları teşvik edilmiş. Bundan yirmi yıl önce Hyundai bilgisayar da üretirken bugün ağırlıklı olarak otomotiv segmentine yönelmesi, ya da Samsung yıllar önce kısmi olarak otomotiv sektöründe de var iken bu gün bir elektronik devi haline gelmesi bu stratejinin ne denli doğru olduğunu kanıtlar niteliktedir sanıyorum.
Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerdeki en temel sorunlardan birisi moda endeksli yatırım konseptidir. Örneğin bir yerlerde bir yatırımcı pazarın gereksinimlerini analiz etmiş ve karar vererek bir fabrika ya da işletme açmış olsun. Bu yatırımcılar genelde pazara ilk giren olmalarından, işi iyi planlayıp etkin yönetmelerinden ve biraz da konjoktürel yapı sonucunda iyi sonuçlar elde ederler. Bu durum hemen diğer yatırımcıların dikkatini çeker ve bir çok yatırımcı aynı alanda fabrika, işletme açmaya başlar. Serbest piyasa koşullarında bu tercihler elbette sorgulanamaz ancak – gereğinden fazla üreticinin aynı segmente yatırım yapması belirli bir eşik seviyesine gelindiğinde yarardan çok zarar getirmektedir.
Otomotiv sektöründe danışmanlık yaptığım sırada bir analiz yapmıştım. Ülkemizde plastik türevi komponent ihtiyacı için gereken plastik enjeksiyon makinesi sayısı ile mevcut kurulu plastik enkeksiyon makinesi sayısını kapasite bazında karşılaştırdığınız zaman %40’lara varan oranda atıl kapasite olduğu sonucunu edinmiştim. Bir başka ifade ile kurulu 100 makineniz var ancak siz bunun sadece 60 adedini kullanıyorsunuz. Geri kalan 40 makine ise hem işletme sermayelerinin boş yere harcanmasına, hem ülke cari açığının artmasına hemde gereksiz rekabet unsuru oluşturarak segmentin gerekli yatırımları yapaması sonucunda ideal büyüme olgunluğuna erişememesine neden olmaktadır. Tahmini olarak ülkemizde 15-20 bin plastik enjeksiyon makinesi olduğunu ve ortalama makine birim fiyatı olarak 50.000 $ baz alırsak, atıl kapasitenin bize yatırım maliyetinin 300 Milyon $ ile 400 Milyon $ arası bir rakam olduğunu görebiliriz. Bu durum sadece bu segment için böyledir. Yüzlerce segmentde ki atıl kapasiteyi, yanlış yatırımı hesaba katarsak bu rakamın oldukça ciddi boyutlarda olduğu görebiliriz.
Oysa bir başka segmente ise bu durumun tam tersi geçerli olabilir. Olması gerekenden daha az sayıda üreticinin olması – ülke olarak bu segmente yeterinde güçlü olamamıza etken olmaktadır.
Bu durumda kanımca izlenmesi gereken stratejilerden birisi bu olmalıdır. Segmentleri, oyuncu sayısını, hedefleri ve kapasitelerini tanımlamalı, güçlü zayıf yönlerimizi belirlemeli, elimizdeki sermayeyi doğru, gereksinim olan alana doğru kaydırarak üretici enflasyonunu veya kısıtını dengeli bir şekilde koordine etmeliyiz. Aynen Güney Kore’nin yaptığı gibi.

2- Eğitim ve öğrenim (TPS)
2- Ekonomi için olmazsa unsurun üretim yapmak değil verimli üretim yapmak olarak gördüklerinden bahsetti. Bu doğrultuda kendilerine oldukça yakın olan Japon uzmanlardan özellikle üretim yönetimi ve verimlilik konularında son derece bilinçli ve etkin yalın üretim teknikleri eğitimler alınmış. Özellikle Toyota menşeili uzman sensei’leri transfer ederek Toyota Üretim Sistemleri konusunu en öncelikli konuların başında göstermişler ve eğitim için seferberlik ilan etmişler. Bu sayede verimlilik konusunda bir hayli mesafe kattetmişler ve Dünya ile rekabet aşamasında bir adım öne geçebilmişler. Bilgili ve eğitimli kadrolar ile üretim yapmanın avantajını her daim öncelikleri yapmışlar.
Bilginin önemine ve değerine ait güzel bir hikaye vardır.
Bir gün bir fabrikadaki en öneli makine arıza yapar ve işletme üretim yapamaz duruma gelir. Fabrika ekibi bir türlü arızanın kaynağını bulamaz ve sonunda dışarıdan servis çağırmaya karar verirler. Servis mühendisi fabrikaya gelir, kısa bir süre içinde arızayı çözer ve makine üretim yapmaya başlar. İşlem sonrası firmaya 2000$ fatura keser. Faturayı gören Genel Müdür çok şaşkın bir vaziyette ; “ Ne yaptın ki, alt tarafı bir vida sıktın ve bunun karşılığı olarak 2000$ talep ediyorsun. Bana ayrıntılı fatura ver lütfen” der.
Servis mühendisi ayrıntılı faturayı hazılar ve Genel Müdüre iletir.
– Vida sıkma işlemi : 50 $
– Hangi vidanın sıkılacağını bilme : 1950 $
Ülkemizde şu aralar kentsel dönüşüm anlamında, son derece önemli bir proje yürütülüyor. Geçikmiş bile olsak belki yirmi yıl içinde daha çarpık yapılaşamayı ve bunun getirdiği sorunları, milli kayıpları ortadan kaldırabilecek daha modern, verimli bir ortama kavuşacağız. Peki sadece bu adım yeterlimidir ? Bu projeler nasıl finansa edilecek veya bunun gibi daha nerelere kaynaklar ayırmamız gerekiyor. ? Ve bu kaynaklar nerelerden bulunacak ?
Ekonomistlerin her konuştuğu konuların başında cari açık ve verimlilik gelir. Üretim yapmak için gereken bir çok kaynakda dışa bağımlı olmamız ve yeterince verimli olamamız sonucunda net olarak görüyoruz ki 110 TL’ye sattığımız bir ürünü 90 TL’ye mal ediyoruz ve belkide 60 TL’sini dışarı veriyoruz. Belki iş aşamada, kısmen elimizde olmayan nedenlerden dolayı (petrol-dogalgaz ya da bazı hammaddelerin ülkemizde olmaması nedeni ile) dış alımda tasarrufa tam gidemesek de verimli olarak ürün mal etme maliyetlerimizi daha aşağılara rahatıkla çekebiliriz kanısındayım. Verimli olmak hem işletme giderlerini azaltacak hem de dışarıdan gelen kaynakların da verimli kullanılmasına etki ederek, cari açığında düşmesine katkı sağlayacaktır.
Bunun için yapılması gereken ise kentsel dönüşüm gibi , ülkemiz fabrikalarının teknik ve bilgi anlamında modernizasyonunu yapabilmek için Yalın Dönüşüm projesini ivedilikle devreye almalıyız. Her bir işletmenin %5 ile 20% arasında iyileştirme olasılığının olduğu gününüz koşullarında, buradan elde edilecek devasa tasarrufun hem yeni yatırımlar ile istihdamı artırmada hem de modern çağın en stratejik silahı olan teknoloji, arge yatırımlarına kullanılması ile geleceğe daha güvenle bakmamıza destek olacaktır kanısındayım.

3- Kendi tarlanıza kendi ürünüzü ekin.
3- Üretim yeteneği ve verimli olmak son derece önemlidir. Ancak bu iki faktör size bir ömür boyu asla yetmez. Sürekli başkasının tarlasını ekerek hasat yapmaya çalışırsanır, birgün tarla sahibi bir başkasına bu işi yaptırmaya kalkar, sizde ortada kalırsınız.
Ne üreteceğinizin ve üreteceğiniz ürünlerde kullanılan ham madde veya malzemeler için başkalarına bağımlılığınız yüksek olduğu müddetçe her daim risk altındasınız demektir. Bu riski bertaraf edebilmek için üretim ile beraber teknoloji anlamında da güçlü olmanız gerekir. Bu duruma tek çare olarak arge’ye yatırım, inovasyon konularında özendirici politikalar sergilemişler ve Dünya’da kendi alanlarında dev teknoljik firmalar geliştirmişler. İğne ile kuyu kazar gibi sürekli olarak araştırma yapmışlar ve dışa bağımlılığı en aza indirgemeye çalışmışlar.
Bu dünya bilindiği kadarı ile iki Dünya savaşı gördü. Fizeksel olarak üçüncüsü olur mu bilinmez ama ekonomi ve çıkar ana başlığı altında belkide hiç görülmediği kadar ülkeler, şirketler savaşının tam ortasında yaşıyoruz.
Iphone –Samsung, Google – Yandex gibi firmaların rekabet dedikleri mücadele sadece ekonomik anlamda değil, aynı zamanda da bilgi edinme ve kontrol amaçlı olarak da son derce stratejik bir oyundur. Benzeri şekilde facebook, twitter, linkedin gibi sosyal medya platformlarının da birçok bilgiyi toplu olarak, işlenmek üzere barındırdığını da unutmamak gerekir kanısındayım. Mobilizasyon, GPS ve yazılım teknolojilerinde ki gelişmeler ile bu gün bir çok önemli bilgiye ulaşılması son derece kolay olmaktadır. Örneğin cep telefonlarının nerelerden sinyal aldığı, kontak bilgileri, e-mail adresleri ve tüm iletişim bilgileri, belirli bir GPS koordinlarına hangi mobil cihazların rutin olarak girdiği gibi hassas ve önemli bilgiler artık çok rahatlıkla erişilebilir durumdadır. Onca yatırım ve teknolojinin ücretsiz sunulması acaba ne içindir ?
Bu konuyu fazla uzatmadan inovasyon ve ArGE konusunda yeniden dönelim. Bu bir kaynak ve motivasyon meselesi kanaatimce. Kaynak yani bütce için yukarıda bahsettiğimiz gibi verimli olmak, sermayeyi doğru yere kullanmak ve etkin planlama yapmak gerekiyor. Motivasyon için ise gerçek anlamda bu işe gönül vemiş kişilerin liderliğinde, bilimsel çalışma yapan kişilerin özendirilmesi, desteklenmesi gereklidir. Üniversite – sanayi iş birliği, eğitim sisteminde uygulamaya ağırlık, ezberci yöntemlerden araştımacı, ispat edici yaklaşımlara, vergi düzenlemesinden , bütçeden ArGe’ye ayrılan orana kadar bir çok alanda radikal iyileştirmelere, politikalara gereksinim vardır. Bu politikalar içinde bir değişim, dönüşüm sürecine ve gerçek Lider’lere gereksinimiz vardır.
Stephan Covey “Etkili İnsanların yedi alışkanlığı” adlı başyapıtında başarılı liderlerin ortak özelliklerinin dürüstlük, bağlılık, alçakgönüllülük, ölçülü olma, cesaret, adalet, sabır, çalışkanlık, yalınlık ve herkese iyilik etmek şeklindeki Altın kuralları olan karekter etiğinden bahseder. Yaşadığı olaylar karşısında umudunu hiçbir zaman yitirmeyen ve sonunda arzuladığı sonuçlara ulaşan Hz.Yusuf’un proaktif liderlik özelliklerinin günümüz liderlerine nasıl örnek olduğundan, bireyselliğin değil ancak kollektif düşünce, karşılıklı bağımlılık ve yaklaşım ile başarının gelebileceğinden bahseder. Yine aynı şekilde gerçek liderlerin kazan – kazan ilişkilerini tercih ettiklerini, bunu sağlamak içinde hem altın yumurtaya hem de kaza denge ile odaklandıklarını, anlaşılmakdan önce anlamaya, dinlemeye önem verdiklerinden bahseder.
Jim Collins “ İyiden mükemmele” adlı eserinde ise oldukça benzer örnekler ile liderlerin özelliklerine vurgu yapar. Dönüşüm – değişim için öncelikle “ne” sorusu yerine “kim” sorusunun sorulması gerektiğini ve doğru insanın, liderin bulunması için harcanan çabanın asla boşa gitmeyeceğini söyler. V. Düzey liderlik başlığı ile “sade, mütevazi, alçakgönüllü, geri planda kalmayı tercih eden, acımasız gerçeklerle yüzleşebilecek cesarette, ilişki değil ilke yönetimini uygulayan, bireysel hırs yerine kurumsal hırsı olan, başarıyı başkalarına atfedebilecek karekterde ve gösteri atından ziyade bir yük beygiri benzetmesi ile tanımlar ideal liderliği.
Ne kadar ilginçtir ki her iki üstad’da aynı noktalara vurgu yapmışlar. Adil, çalışkan, yardımsever, sabırlı, kararlı ve dürüst.
Ben buradan liderlerin ortak özeliği olarak; “ Kalplerinde haset ve fesatlığa, beyinlerinde ise kötü düşünceye asla yer vermeyen çalışkan, azimli ve dürüst insanlar olarak algılıyorum. Bir başka ifade ile adam gibi adamlardır liderler.”
Bizim işimiz üretim, verimlilik ve gelişim. Bu üçlüyü sağlayarak ekonomiyi canlandırmak, ülkemiz refah seviyesininin sürekli artışına destek olarak güçlü ekonomiye sahip bir ülke olabilmek için çabalamak. Bunun için değişim sürecine girerek, nasıl daha verimli olabilirizi araştırmak, öğrenmek ve öğrendiklerimizi uygulamakdan başka seçeneğimiz yoktur.”

Kaynak:
http://www.lutfiapiliogullari.com/gangnam-g-kore-style-verimli-ve-dev-sirketler-olusturmak/

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s